top of page

İlk Dahi Ressam: Mağaranın Duvarına Resim Yapan Adam

  • Yazarın fotoğrafı: gözde atlas
    gözde atlas
  • 15 Oca
  • 2 dakikada okunur

Düşünsene.


Hayatında hiç bir sanatçı görmemiş, hiçbir referansla karşılaşmamış, “resim” diye bir kavramın bile olmadığı bir dünyada bir insan, bir mağaranın duvarına gidip iz bırakıyor.


Ne öğretmeni var, ne geleneği, ne de ondan önce yapılmış bir örnek.


Buna rağmen çiziyor.

Bu, yalnızca bir beceri değil.


Bu dehadır.

Daha da şaşırtıcı olan şu:


Dünyanın farklı kıtalarında, birbirleriyle hiçbir temas kurmamış insanlar, farklı zamanlarda benzer çizimler yapıyorlar. Aynı hayvanlar, aynı el izleri, aynı ritimler…


Bu benzerlik tesadüf değil.

Demek ki “deha” dediğimiz şey yalnızca kişisel bir yetenek olmayabilir.


Belki de kodlanmış bir bilgi, ortak bir hafıza, aynı merkezden geçen bir akıl hattıdır.


Bazen “ilham” dediğimiz şey, ışıkla gelen bir bağlantıdır.


Kime, ne zaman ve hangi koşulda açılacağı belirsiz bir hat.

Bu yüzden yetenek meselesine hep bu yerden bakıyorum.

Bazı insanlar doğuştan bir alana yatkın gelir.


Bu, o ilk mağara ressamının eline geçen kömür parçası gibidir.


Ama yatkınlık tek başına yeterli değildir.


Eğer bu kişi kendi alanında çalışır,ısrar eder,zamanla derinleşirse, işte o noktada deha görünür olur.


Deha, sadece doğuştan gelen bir parıltı değil;o parıltının etrafında kalabilme cesaretidir.

Ama doğuştan böyle bir yatkınlık yoksa?


Yine de yol kapanmaz.


Çalışarak, tekrar ederek, gözlemleyerek uzmanlaşmak mümkündür.


Bu yol daha sessizdir, daha az görünürdür.


Ama sağlamdır.

Bunu spordan düşünelim.


Bazı futbolcular yıldız olur; isimleri dünyaya yayılır.


Bazıları ise yıllarca takımlarda oynar, oyunu taşır ama küresel bir üne ulaşmaz.


Bu fark her zaman yetenek farkı değildir.


Ortam, zaman, doğru eşleşme ve şans belirleyicidir.

Sanatta da durum farklı değil.

Benim sanat yolumda da tek bir sıçrama anı yoktu.


Uzun süre aynı yüzeyle, aynı sorularla, aynı şüphelerle kaldım.


Bazen yetenekli olduğum söylendi, bazen yetersiz.


Ama beni taşıyan şey şu soru oldu:


“Bu işin içinde kalmak istiyor muyum?”

Zamanla şunu fark ettim:


Yetenek başlangıçta küçük bir avantajdır.


Ama asıl belirleyici olan;dayanıklılık, sadakat ve sürekliliktir.

Belki de mağara ressamıyla aramızdaki bağ tam burada kuruluyor.


O da çizdi çünkü çizmeden duramadı.


Ben de resim yapıyorum çünkü o hatla bağımı koparmak istemiyorum.

Dahi olmak bir ihtimal.


Uzman olmak bir emek.


Ama kendi yolunu inşa etmek, insanın içindeki o eski bilgiyi dinlemeyi seçmesidir.

Ve belki de sanat, hâlâ o ilk mağaranın içinde yankılanan aynı sorunun cevabıdır.




 
 
 

Yorumlar


bottom of page